MÜZE-EVLER, DÖNÜŞEN KENTLER

Bana anlatılan şu sahneyi unutamıyorum: Kentsel dönüşüm mağdurlarından bir bina yıkılmak üzere, ama bahçede biri, eğilmiş, durmadan bir şeyler topluyor ve komşu bahçelere bırakıyor. Sizce o kişi ne topluyor olabilir?

O kişiye yakınlaştığınızda, bir bakıyorsunuz ki, bahçedeki otların arasından, kabuklu, kabuksuz bütün canlıları tek tek topluyor, diğer bahçelere taşıyor. Yıkım ve yapım aşamasında hepsinin öleceğini bildiğinden, kurtarıyor o minik canlıları. Belki yeteri kadar düşünseydik, biz de Onur Kenber gibi, onların öleceğini bildiğimizin farkına varırdık. Farkına varırdık varmasına da, peki, ne yapardık?

Sokak hayvanlarını düşünüp, yazın su kapları koyarız. Facebook’ta en çok beğeni toplayanlar, çocuk resimleri, kedi resimleri ve gezi fotoğrafları. Bizler başka canlıları sevmeyen insanlar değiliz! Ancak “En çok sevdiğim böceğim” gibi bir paylaşımı bir hayal edin! Kültürel benliklerimizi geliştirirken, toplum tarafından bir şekilde kodlanır, ne sevilir, ne sevilmez öğreniriz. Eğer yıkılmak üzere olan bir binanın bahçesinde o işi yapan birini görürsek de, duyarlılığın böylesine, sadece şaşarız.

Kentsel dönüşümle yenilenmiş, eski evime taşınınca sadece eski evime ve geçen yazılarımda söz ettiğim kitaplarıma değil, eski komşularıma da kavuştum. Diğer bir deyişle, yüzlerce kelebeğe ve böceğe. Evime taşındım deyince, “Evin küçüldü mü?” sorusunun dışındaki bir soruyla karşılaşmadım doğrusu. Kimse bana kaç böcek, kaç solucan, kaç sümüklü böcek öldürdüğümüzü sormadı. Bunları geçtim, kaç metrekare bahçemiz olduğunu da sormadı. Oysa ne yapıp edip, eski bahçemizden o büyük sakız ağacını ve her bahar açan erguvanımızı kurtarmıştık. Sorsalardı, hepsini anlatırdım. Hayır, evim küçülmedi. Ancak o, sokağımızı kokusuyla güzelleştiren kocaman ıhlamur, ne yazık ki gitti.sakizag%cc%86aci

Kapitalizmi döndüren en önemli çarklardan birisi emlak sahipliğidir. Köyden kente göç artar, kentlerde iskan sorunu yaşanmaya başlanırken, güzel mekanlar daha da değerlenir. Emlaklar değer kazanır, kredi verme yoluyla bankalar ve arsaların değer kazanması ile de emlak malikleri zenginleşir. Oturduğunuz yerden zengin olmanın neredeyse yegane yolu budur. Bu sadece Türkiye’de değil, dünyada da böyle. New York’taki eski ve ufak dairesi milyon dolarlara ulaştığında, hemen satıp daha ucuza iki ev satın almaya çalışan arkadaşım; Manchester yakınlarındaki dedesinden kalan iki katlı tuğla evi bir buçuk milyon pounda ulaştığında şaşkınlıktan ne yapacağını bilemeyen tez hocam hemen aklıma gelenler. Aynı insanlar, aynı mekanlar ama durduğu yerde katlanan sermaye; yaşasın kapitalizm!

Eskinin sayfiyesi olan Caddebostan’ın köşkleri de ‘yenilenip’ müteahhitlere verilmiş vaktiyle. Şimdi de o binalar, tekrar yenilenmek üzere, ‘yeni’ müteahhitlere veriliyor. Her defasında değeri katlanarak yenileniyor mekanlar, arsalar. Caddebostan’ın benim gibi, İstanbul’a ‘sonradan gelme’ olan ahalisi diğer semtlere göre azınlıktadır. Eski evime kavuşunca, eski alt komşum olan yüzlerce kelebeğe ve böceğe, yani üst komşumun koleksiyonuna da kavuştum. Bunun sebebi, Caddebostan’ın yerlilerinden birinin, hem de bizim apartmanın en eski yerindeki köşkün sahiplerinin torunu Onur Kenber’in (1), benim üst komşum olmasıdır. Türkiye’nin dört bir yanından toplanan, bir kısmı artık türü tükenmiş olan kelebekler ve böcekler, onun sayesinde benim de komşum.

img_7510
Onur Kenber koleksiyonundan bir kaç kelebek

Onur Bey böceklerle ilgilenmeye on iki- on üç yaşlarındayken başlamış, hem de öyle ‘doğa yürüyüşleri’ yaparken değil. Ben de bütün çocukluğumu kardeşimle Toroslarda doğa yürüyüşü yaparak geçirmiştim, ama bunun ‘doğa yürüyüşü’ olduğundan haberimiz yoktu. Kavramların ortaya çıkması bizlere bir çok şeyi anlatır. Bu durumdaki tanım eklenmesi, kentleşme ile doğadan ne denli kopmaya başladığımızın başka bir göstergesidir.
Onur Bey ilk böceklerini köşkün bahçesinden toplar. Sonra Göztepe Parkından toplamaya devam eder. İstanbul’u bilmeyenler için, bizim evimize yürüme ile on beş dakikalık bir uzaklık olduğunu belirteyim. Sonra da bu ilgi devam eder. Bulduğu böcekleri biriktirmeye başlar. Elindekiler giderek bir koleksiyon halini alır. Kendisi akademisyen bir mimar olduğu için, sınıflandırmayı iyi bilir. Tüm koleksiyon parçaları sistemli bir şekilde düzenlenmiş, kutularına konulmuş, dolaplarına kaldırılmış durumdadır. Duvarlara asılmazlar. Seyir ya da gösteriş için değil, doğadan arta kalanları başka nesillere aktarabilmektir onun tutkusunun nedeni. O böceği almazsa, bir daha o böceği kimsenin kolay kolay hatırlamayacağını bilir. On yıla kalmadan dünyadaki canlıların yarısından çoğunun kaybolup, gideceğini de.

2895-koleksiyoncuKoleksiyon deyince başta tabii ki tutkunun ne tür kisvelerle karşımıza çıkacağını anlatan, John Fowles’un müthiş romanı ‘Koleksiyoncu’ gelir aklıma. Özne ve nesnelere karşı duyulan ve onlarla elde edilen iktidarı ve aşkın hallerini okuruz o romanda. Sonra bir de Nabokov’un otobiyografisi, ‘Konuş, Hafıza’. Yedi yaşından sonra, Nabokov’un, kendi kelimeleri ile, sabah uyandığında gördüğü ilk ışık güneşse, hissettiği tek arzu da kelebeklere karşıdır. Hayatında bir daha hiç bir şeye o denli büyük bir arzu hissetmez. Nabokov sadece yazar değil, aynı zamanda bir kelebek bilimcidir, gerçek kelebekleri avlar.

nabokovbutterfly
Kendi çizimi ile Nabokov’un kelebeklerinden biri

İnsanları koleksiyon yapmaya iten duyguların ortaya çıkarttığı tüketim kültürü, sosyal bilimlerde oldukça fazla araştırılmıştır. Koleksiyon yapmak, sınıflandırmanın dahil edildiği oyun oynamanın, tutkulu bir halidir der Huizinga. Koleksiyon ve fetişizm arasındaki farklılık sınıflandırma ve göstermede ortaya çıkar. Uluslararası kelebek ticareti mafyası yüzünden, türü kaybolmak üzere olan Uludağ’ın Parnassius Apollo kelebeğinin üzücü hikayesini sevgili komşum Tülin Kenber’den dinledim. O bunu anlatırken aklıma tarihi eser kaçakçılığı geldi. Hepsinin alıcısı, tabii ki, o nesnelere tutkuyla bağlı olan koleksiyoncularıdır. Günümüz müzelerinin bu tür koleksiyonlarla başladığını tahmin edersiniz.

Koleksiyoncular nesnelerine aşıktırlar. Onlar hakkında konuşmak, onları korumak, bir parçasını gördüklerinde de sahip olmak isterler. Bazı koleksiyonlar daha canlı da olabilir. Beraber olduğu her kadınla ilgili cinsel deneyimlerini toplayan Don Juan ya da İsrail’deki 400’ün üstünde horozun sahibi olan koleksiyoncu gibi. Vikontes Lambton ise öyle bir eve sahiptir ki, evdeki her eşya; elbisesinden, bardağına, perdesine, her bir küçük nesnenin üstünde bir kelebek amblemi bulunur. Baudrillard’ın dediği gibi, kapitalizm gelişirken, ‘nesneler sistemini’ de ortaya çıkartır; özel eşyalar ve onların mülkiyeti, yaşamımızın ‘hayaller kadar’ gerekli bir boyutu haline gelir.

pearcebook

Ben de koleksiyon yapma üzerine yazılmış kitapları biriktiririm. Bu denli tutkuyla sevmenin ne demek olduğunu, kendi kitap tutkumdan bilirim. Yalnız, kitap konusuna gelince koleksiyon, ancak ender kitaplar toplanıp, biriktirildiğinde oluşur. ‘Toplamak’, ‘biriktirmek’ ve ‘koleksiyon’ yapmak oldukça farklı tüketim kalıplarındandır. Merak ettiğim konu ile ilgili bir kitabı gördüğümde, kitabına mı, yoksa bilgisine mi sahip olacağım duygusu birbirine karışıyorsa, anlarım ki, orada farklı bir durum vardır. Örneğin yukardaki örneklerin bir kısmını öğrendiğim, ‘Interpreting Objects and Collections/Nesneleri ve Koleksiyonları Yorumlama’ kitabını Londra’daki Tate Modern Müzesinin kitapçısında görmüştüm. Öğrenci bütçem için oldukça pahalı olmasına karşın, kendimi tutamayıp almıştım. Bu ‘kendini tutamayıp alma’ ya da ‘sahip olmadan yapamama’ hali, bizlere tutku düzeylerimizi gösterir. Bu tür özel her kitabı nereden, ne şekilde aldığımı detayları ile anımsarım. Bir çok şey unutulur, ancak o anın size hissettirdikleri kolay unutulmaz. Hafızamızda bu denli yer eden tutkularımız, sizce bize neleri gösterir?

img_7512

Onur Bey de müze-evinde size her bir kelebeğin, böceğin nereden, ne zaman, bulunduğunu tek tek anlatabilir. Kelebek ve böceklerin bulunduğu her bir camlı kutunun içi oldukça büyük bir özenle dizilmiştir. Sonradan öğrenir ki, Türkiye’deki Saint Joseph ve Robert Kolejlerindekiler dışında, bu denli kapsamlı tek kelebek ve böcek koleksiyonu ona aittir. O okullardaki koleksiyonlar geçen yüzyılın ilk yarısındaki yabancı uyruklu idealist fen bilimleri öğretmenleri tarafından oluşturulmuştur. Bunu düşündüğümüzde, Onur Bey’in elindeki örneklerin değeri daha iyi anlaşılır.

Müze-evinde Onur Bey’in, koleksiyonundaki örnekler ile ilgili kitapları da vardır. Her bir kelebeğin ve böceğin geldiği aileyi ve özelliklerini bilimsel anlamda da iyi bilir. Şimdi Göztepe Parkında bu canlıların artık çoğunun yaşamadığını da.

img_7509

(1) Onur Kenber’in, İstanbul’un Yüzleri Serisi’nin 32. kitabı olan “İstanbul’un 100 Koleksiyoncusu” arasında yer almaktadır http://www.bulten.gen.tr/haber-4929-en_ilginc_koleksiyonlar_ortaya_cikti.html. Reklam olacağı endişesi ile bu yazıyı bile önce istemediğini eklemem gerekir. Müze-evi şimdilik ziyaretçilere açık değildir. Fotoğraflar sevgili Tülin Kenber’in hediyesidir.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s