MODERN ÇOCUKLARA ZEHİRLİ MASALLAR

“İnsanın özgürlüğü, ancak maddi özgürlük ruhsal ve hissedilen özgürlüğe çevrilirse gerçekleşir” sözünü bilin bakalım kim söylemiş? Bunu ta 19. Yüzyılda söyleyen kişi: Karl Marx.

Bu sözü şimdilik burada bırakıp, herkesin bildiği birkaç şeyi çok kısaca tekrar ederek başlayayım: Son iki yüzyıldır dünya, yaklaşık yüz yıldır da ülkemiz modernleşme denilen ilginç bir süreçle oldukça meşgul. Geldiğimiz aşamada kurallar belli: Modern birey üniversite mezunudur, bir mesleği vardır, sporunu ihmal etmez, genç ve bakımlı görünür. Bunların ortaya çıkardığı uzun piyasa döngüsü işte bize modernleşmenin hediyesidir. Modern birey para kazanmalıdır ki tüketime daha fazla para ayırsın, tüketimle büyüme modeline hizmet edecek yeni nesiller yetiştirsin. Modernleşmenin her aşamasında sınıfı geçmek, hiçbir zaman mezun olabileceğinize işaret etmez. Türkiye’deki kapitalizmin gelişmesini, olmadı, orta sınıfın ortaya çıkmasının hikâyesini yazsam yeniden!

Lâfı hiç dolandırmayayım: Kalıplardan söz ediyorum. Buna modern zaman masalları da diyebiliriz. İşte modernleşme denilen süreç bize dayatılan kalıplarla/masallarla ilerledi. Modern insan yaşamını kazanmak için çalışmalı ve üretmeliydi (sonra da tüketmeli). Üretebilmek (ve saygı görebilmek) için makbul bir mesleği olmalı, bunun için de üniversite okumalı, bu arada devletini kalkındırmayı unutmamalıydı. Meli-malı ile biten fiillerin çokluğu kimselerin dikkatini çekmedi. Çocuklar ona göre yetiştirildi. Sonra bir gün soruldu: Çok önceden beri tahtı yapılsa da bahtının yapılamayacağı bilinen o çocukları, o sınavdan bu sınava koşturup görevini yapmaya çalışan (ve bunun endişe ve korkusunu da birlikte yaşayan) ebeveyn olmak için miydi tüm bu uğraş? Üniversite okumazsa asla sevilip sayılmayacağını düşünenler ellerini kaldırsın.

Neticede sadece okumuş olmak için okundu o üniversiteler, çoğu kişi savruldu gitti bambaşka mesleklere. Kaç kişi üniversitede okuduğu mesleği yapıyor? Ben değil. Modern insan projesi çoktan iflas etmişti ama piyasa para kazandığı alanı bırakmak istemez. Özel okullar, özel üniversiteler sadece devletin yanlış uygulamalarının bir sonucu değil: İnsan egosu onların hepsini afiyetle yer. Şimdi öyle bir eğitim piyasası var ki, durmadan büyüyor, iki yaşındaki çocuklara özgeçmiş hazırlatacak kadar zıvanadan çıkıyor. En “hakiki öz harika” çocuğu kim ve hangi okul yetiştirecek?

IMG_4795
Kızımla ben bu yazıyı yazarken resim yaptık, aklımıza geleni çizecektik. Soldaki resim öğretmenlerinin öğrettiği gibi “aman beyaz yer kalmasın,” diye uğraşan benimki. Sağdakiyse “beyaz da güzel n’olmuş” diyen 11 yaşındaki kızımınki.

Oysa dünyada durum çoktan farklılaşmaya, modernitenin kalıpları çoktan kırılmaya başlamış. Facebook gibi alternatif bir devlet yapısı haline gelen bilgisayar platformunu kuran Mark Zuckerberg gibi birçok girişimcinin üniversite mezunu olmadığını duymamış gibi yapıyoruz. Kalıplarla projelerle bir amaca ulaşılabileceğini düşünmeyi bırakmanın zamanı geldiğini anlayan çok kişi var. Ama o riski kim göze alacak? Bizlere anlatılan ve çocuklarımıza anlattığımız modernleşme masalı çok başkaydı, ona öyle inanmıştık ki! Bu yüzden hâlâ bin bir emeklerle en iyi okullarda okumuş çocuklar yaşamlarının bir yerinde sekteye uğradıklarında şaşakalmayı tercih ediyoruz: “Oysa okulda hep takdir alırdı!”. O okul sınıfları geçilecek, o toplumsal sınıflar atlanacak!

“Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti” cümlesiyle başlar Orhan Pamuk’un Yeni Hayat adlı romanı (1). Kahraman bir kişisel gelişim kitabı okumuştur. Doksanların başında yazılırken o kitap, günümüzün çok satan kitap piyasasının yıldızı “kişisel gelişim” ve alt piyasaları henüz ortaya çıkmamıştı. Sebebi çok basitti: Küreselleşme ile tetiklenen en süper en modern insan yaratma projesi ülkede meyvelerini daha henüz vermeye, küreselleşme rüzgârları henüz esmeye başlamıştı. Aynı yabancı bir ülkeye göçenlerin o yeni kültüre tam olarak adapte (asimile?) olabilmeleri için üç nesil geçmesi gerektiği gibi, modernleşmenin etkilerini görebilmek için, ilk modern birey projesinin üzerinden en az iki-üç nesil geçmesi gerekiyordu. Geçsin ki, Amerika’da yetmiş-seksenlerden sonra medet umulan reçetelere ihtiyaç duyalım!

evrendentorpilimvar
Boş yere 275 baskı yapmadı! Sağolasın Aykut.

Psikoterapi seanslarının bir türlü anlatamadığını bir arkadaşımın “Akademisyenler böyle şeyler okumaz gerçi ama yine de aldım sana, olmazsa tuvalette okursun” diyerek hediye ettiği bir kişisel gelişim kitabıyla çözmüş biri olarak bu piyasayı eleştirdiğim sanılmasın. Çözüm o kadar basitse, peki neden o kadar çektim? Demek o kadar okumak, sınavlardan geçmek özgürleşmek için değilmiş! Dayatılan idealler, bitirilmesi gereken işler, alınması gereken diplomalar… Hepsi aynı sistemin içinde bir diğerini destekleyen bozacı ve şıracılar. İşte bu kişisel gelişim piyasasında da –çoğunda olduğu gibi– sahici olan özgün oluyor ve bizleri etkiliyor. Modern insan projesinde sendelediğimiz zaman gerçek yaşam deneyimlerini, yalansız dolansız ve süssüz aramaya başlıyoruz ki kendi derdimize çare bulalım. Piyasa kendi panzehrini üretmek zorunda ki hayatta kalalım ve ona hizmet edelim. Eğer kişisel gelişim kitapları işe yaramıyorsa, bu sorununuzu çözmek için de kitaplar da var. Neyse…

Bir insana yardıma ihtiyacının olduğunu söylemek ne kadar da zordur! Arkadaşımın bana korka korka verdiği kişisel gelişim kitabı Aykut Oğut’un Evrenden Torpilim Var’ıydı (2). Bence daha çok iyi bir otobiyografiydi. Kitapta söylenenler hayata bakışımı, sonra da hayatımı değiştirmiş, kendimi daha iyi anlamamı sağlamıştı. O yüzden o kitabı birçok kişiye hediye ettim. Bazen gerçek o kadar basit olur ki, kimse anlatamaz. Sonra duyduğunuzda siz de o kadar uzun süre neden anlayamamış olduğunuza şaşarsınız.

Daha mükemmel, daha başarılı, daha bilgili, daha zengin, daha ve dahalarla harcanan yaşamların neredeyse sonuna geldik. Modernleşmenin formülleri işlememeye çoktan başladı, kalıplarıysa demode; masallarının kof çıktığını da teker teker görüyoruz. Bunlara rağmen risk almıyor, aynı masalı çocuklara da anlatmakta ısrar ediyoruz. Dünya şöyle, dünya böyle diyoruz. Modası geçmiş kalıplara göre yetiştirdiğimiz çoğu tüketim neferi olan güya “küresel yavrular” aslında şu an hayal edemeyeceğimiz bir dünyada yaşayacaklar; bunu bilmezliğe geliyoruz.

IMG_4796Tüm bunları bana düşündürten okuduğum bir kitaptı: Zehirli Masallar . Arzu Özev tarafından yazılmış. Kişisel gelişim alanında yayımlanmış. Bence yine bir otobiyografi. Bir insanın kendi yaşam öyküsünü yazması ne kadar cesaret ister! Hele ki kendi zayıflıklarını ve başarısızlıklarını! Kitapta kendisine anlatılan masalların dışında bir hayat yaşamaya çalışmış bir kız çocuğu anlatılıyor. İdealist bir ebeveyn kendi bildikleri yöntemlerle modern bir çocuk yetiştirmeye çalışmışlar. Onu ve abisini en iyi şekilde okutabilmek için kendilerince fedakârlıklarda bulunup sorumluluklarını yerine getirmek için uğraşmışlar. Tanıdık geliyor mu bir yerlerden? Sevginin koşullu olmadığını söylemek modern insan yetiştirme prospektüslerinde hiç yer almadı. Aynı maddi özgürlüğün sadece ve sadece ruhsal ve hissedilen özgürlüğe çevrildiğinde değerli olduğunun ders kitaplarında yazılmadığı gibi. Bu yüzden Arzu Özev’in annebabası çocuklarına başarının onu sevme için bir koşul olmadığını, kendisini en özgür hissettiği yaşam biçimini seçmesi gerektiğini söylemeyi akıl edememişler, çünkü bilmiyorlar – aynı benimkiler gibi.

Bu arada çocuklardan birinin kendisine dayatılan kalıplara sığamaması kâh yemek yeme kâh (güya) davranış bozuklukları ile ortaya çıkmış. Öyle vahim durumlara ulaşmış ki, aile çaresiz kalmış. “Bizim kız neden böyle? Oysa ona her şeyi verdik. Abisinde bu formül ne güzel tutmuştu,” derken, neyse ki çocuğu özgür bırakmışlar. Çocuk, yani Arzu Özev, bir şekilde kendi yolunu bulmuş. Ama onların düşünemeyeceği yöntemlerle ve zamanda. Yani sonunda o da başarmış (bu farklı yazıldı, çünkü ismine başarı dediğini sanmıyorum). Başardığı da ailesinde daha önce deneyimlediği ya da hayal edebileceği bir şey değil. Dayatılan hiçbir doğru onun geldiği yerde hiç geçerli değil.

“Arzularımıza yem edip suretiyle avunduk…Bırak sevginin hasını kendi kalbinin derinliklerinden kazıp çıkarmayı, bu yalancılar bize doğru dürüst sevmeyi bile öğretmediler.” (3) Bunlar yalancı mı yoksa doğruyu bilmeyen ya da bilip de özgürleşecek cesareti olmayan kurbanlar mıydı acaba? “Bu yalancılar” diyen o üzgün çocuğun sesini siz de duydunuz mu?

O sesi duyunca yazmak istedim bu yazıyı. İşte anlatılan masallar zehirli ve bu zehir yaşamın bir yerinde ortaya çıkıyor. Başarı dediğimiz şeyin tanımı artık hayal kurmada ve cesaretle o hayallerinin peşinden koşmada yatıyor. Ama bu kitabı size daha fazla anlatmayacağım. Eğer çocuğunuza bir gelecek hazırladığınızı ya da yol yakınken döneyim diye düşünüyorsanız, bu kitabı okuyun diye.

Modern bireyin başarılı olma formülleri denilen hikâyenin bir masal olduğu ortaya çıktı. Bunun maddi tarafının özgürleştirmeyeceği, dahası büsbütün şu yaşadığımız ilginç zamanların lânetinin bizi yeni bir kurban yapacağı da. Maddi kazanımlarla ölçtüğümüz başarı sahiden gelecek mi? Neden çocuklara düzeni ve sistemi değiştirecek ve özgürleşecek cesareti aşılamak yerine sınavdan hangi notu aldığını ya da nereyi kazandığını soruyoruz? Neden hâlâ aynı şeyleri yaparak farklı şeylerin gerçekleşmesini, bizlere mutluluk getirmemiş formüllerin onlarda tutmasını bekliyoruz?

Modern masallar bize cesaret ya da özgürlüğün önemini anlatmadığı için olmasın sakın?

 

 

(1) Orhan Pamuk, Yeni Hayat , Yapı Kredi Yayınları.

(2) Aykut Oğut, Evrenden Torpilim Var, Doğan Novus.

(3) Arzu Özev, Zehirli Masallar , Doğan Novus, sa. 137.

 


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s